24 Mayıs 2018 Perşembe

Bloglardan Seçmeler 2


Pırasa

Pırasa, yeni bir arkadaşımız ve benim de en yeni arkadaşlarımdan. Üç tane blogu var ve üçü de tatlı. Çok içten bir anlatımı var. Yüreğinden koparak yazıyor yani. Biri Fairy Tale blogu, diğeri tek boynuzlu tavşan, üçüncüsü de melankolik pırasa. Kendine böyle diyor. Hüzün dolu hep ama hüznü o kadar sevimli ki. Hüzünlü olsa da bir yandan da çok komik ve eğlenceli. Keşfedin onun iç dökmelerini. Kendisi tam anlamıyla bir pırasa.

https://melankolikprasa.blogspot.com.tr/

https://benimadimtavsan.blogspot.com.tr/

http://fairytilliseli.blogspot.com.tr/

Elifgül Ceylan

Çok Bulutlu, blogunun adı. Bir kere bu isim çok güzel. O da pırasa gibi içten, sevimli yazıyor. Şu anda o da en sevdiklerimden. Bir de bir kere Kore hayranı. Kitaplar, filmler, diziler de yazıyor. Bir de Holstee Manifestosu adlı bir yazısı var ki bu yazıya bayıldım. Hepiniz okuyun bu yazıyı da Elifgülü de.



Renkli Tırtıl

Sevgili arkadaşımız güzellik bakım seti hediye ediyor, çekilişleee.


Kitaplara Kaçanlar

Aramıza yeni katılan kitap blogcusu arkadaşımız. Kitap yazıları, öyküleri, değerli. Arkadaşlığı da iyi. Aktiflerden ayrıca.


Yaşa ve Anlat

Eskilerden bir arkadaşımız ve yeni bloguyla aramızda. Kişisel bakım, güzellik, kozmetik yazıyor. Eski tatlişlerdeeen.

Ben Bunu Yazmam ! Mimi



Biricik arkadaşlarımızdan Derya, Deli Kızın Bohçası, ki kendisinin birden fazla blogu var, bir blogunda spor ve sağlık yazar, bohçada ise kişisel yazar, ilgi duyduklarını, kendisi ayrıca blogla ilgili teknik konularda da bize yardım eder, aramızda en aktiflerden ve disiplinlilerden, düzenli yazar, bizim için çok iyi bir mim konusu buldu.


Blogumuzda neleri yazmayız? Neleri yazmam ben? Genelde kurgu yazmayı seviyorum. Gündelik yaşamdan kısa ve kurgu hikayeler. Yolda kafede metroda vapurdaki izlenimlerimden hikayeler çıkıyor. İnsanlara hayat yakıştırıyorum. Yani, hikaye yazmayı seviyorum. Şiir ve insan, yaşam, insan ilişkileri üzerine denemeler yazmayı da seviyorum. Bir de ilgi alanım olan, kültür sanat yazmayı. Kitap, müzik, sinema, öncelikle. Diziler de olabiliyor. Zaman zaman, resim, tiyatro, fotoğrafçılık da olabiliyor. Dergiler de. Öncelikle sanat edebiyat dergileri tabikide. Bir de blogçuları tanıtan yazıları yazıyorum. Mimler var bir de zaten. Blogcuların etkinliklerini duyurmayı da severim.

Her türlü blog okurum. Yazmadığım konuları okumayı çok severim. Ne tür şeyleri de yazmak isterdim. Bir yemek ve tatlı tarifi blogu yazabilirim. Kitaplardan sonra en sevdiğim şey bu. Zaman zaman da yazıyorum. İlginç tarifleri yapıp yazıyorum genelde. Gezi blogum da olabilir.

El işi, DIY bloglarına bayılırım. Ama pek yazamam sanırım. Kitaplardan, filmlerden elişi yapmaya zaman olmaz. Kişisel bakım bloglarına da bayılırım. Ama bunları da yazamam. Yani süreklilik halind yazamam. Çiçek ve hayvan yetiştirme, ev dekorasyonu da yazamam. Bunlara da zamanım olmuyor. Anne, bebek, aile bloglarına da bayılırım ama yazamam, yalnız yaşadığım için.

Spor, bilim teknik, teknoloji, internet yazamam. Para, banka, borsa, ticaret yazamam. Gündem yazamam, yazmam da. Ülke ve dünya gündemi ve sosyal konularda yazamam. Pek ilgilenmiyorum bu konularla. Tarih, politika, din de yazamam. Bu konularda da iyi değilim. Az bildiğim konularda yazmıyorum. Bu konuları blog arkadaşlarımdan okuyorum. Az bildiğim ve az ilgilendiğim konuları yazan blog arkadaşlarımı çok severim. İlgilendiklerimi yazanları da çok severim tabii.

Genelde böyle işte. Bence bu mim çok iyi. Ben de, Derya gibi, blog arkadaşlarımın hangi konularda yazmayacağını veya yazamayacağını merak ediyorum. Bu nedenle, bu mimi blog yazmayı seven her arkadaşım cevaplasın. İsteyen ve zaman bulabilen tabikide. Yani, hepsiniz mimlisiniz.

Üstteki kalpli şeyi, sevgili blog arkadaşım Okuma Günlüğüm Eren yapmış pek sevdim ben de.

22 Mayıs 2018 Salı

Kitap Arası




Sahafları severim. Kitapları sevdiğim için. Okumadığım kitapları bulabilmek için yol üstünde olunca hep uğrarım. Kitaplar yanında eski fotoğraflara da bakarım. Bu fotolar o şehrin tarihidir. Örneğin, Beyoğlu sahaflarında bütün bir Avrupa yakası tarihi bulunur bu fotolar sayesinde. İnsan yaşantılarına, şehrin yaşantısına meraklı olduğum için bakmayı severim.

Kitapların içindeki yazıları da severim. Okuyanların aldığı notları. Belki sevdiğim için karşıma hep okur notları çıkar kitapların aralarında. Yine çıktı, bugün dolaşırken öğlen. İki kitap gördüm üst üste. Biri, Reşat Nuri’nin Değirmen’i. Okumamıştım daha. Hemen aldım tabii. Altında da Dean R. Koontz’un Fanatikler adlı gerilim romanı vardı. Bunu okumuştum. Ama iyi gerilim, onu da aldım, bir daha okuyayım diye.

Ve şansıma ikisinin içinde bir şeyler vardı. Reşat Nuri’nin arka kapağının içinden bir Britney Spears kartpostalı çıktı. Arkasında da numara vardı. Art 9981. Kartın basım numarası. Spears’in şirin bir fotosu. Fanatikler’in içi ise çok zengindi. Öncelikle, elle ve renkli kartonla yapılmış bir kart çıktı, yeşil karton ve içindeki kalpte, seni seviyorum, yazıyordu. Kartın iç tarafında ise, sana olan sevgim gün geçtikçe büyüyor, denmişti.

Çizgili ince bir kağıtta ise, Her insan hak fıtratı geçer, doğa Hakkı (doğruyu) ararken bazen eline batıl (yanlış) geçer, hak zanneder, boynunda saklar. Güzel bir söz herhalde ama doğru yazılmamış olsa gerek. Büyük bir kağıtta ise, Osmanlının son dönemleri, İnkılaplar, Ekonomi başlıklı notlar vardı. Vakayı Hayriye, Menemen olayı, Soyadı kanunu, İş Bankası kuruldu, gibi notlar. Kitabın arka iç kapağında ise, Senle bir bütün olabilirdik, hoşça kal gözümün nuru, hoşça kal canımın içi, hoşça kal, yazılmıştı. Daha altta da, yorumsuz bir hayatı seçiyorum, doymadım inan sevgiye, korkulu geceleri sayar gibi, birdenbire yıldız kayar gibi, bir kuru dal ağaç gibi, aşksa bitti, bul kendini kuytularda, gibi bir şeyler yazıyordu.

Kitabın içinde ise Züleyha adı vardı. Kitabın sahibi olsa gerek. Hemen şöyle hayal ettim. Değirmen de, Fanatikler de Züleyhanın. Züleyha bir teyze. Bu iki kitabı ondan okumak için alan ise yeğeni olan bir kız. Adı Deniz olsun. Deniz, sekizinci ya da dokuzuncu sınıfta ve teyzesinden bu iki kitabı alıyor, Britney hayranı. Britney’i incelersek 2000’lerin başında ünlüymüş çok. Fanatikler’i ise birkaç yıl sonra okuyor, belki lisede iken okuyor, Osmanlı çalışmış, şiirlere meraklıymış, arkadaşlarına sevgi dolu kartlar yazarmış. Kitapları teyzesine geri vermemiş ve sonra da sahaflara bırakmış.




21 Mayıs 2018 Pazartesi

Anne




Anne With An “E”

Adı Anne, ve sonunda a yok, yani Anna değil, Anne, e ile, bunu sürekli olarak vurguluyor, yani Anna demeyin En deyin diye. Tuğba gibi, yumuşak g’li Tuğba, yumuşak g’siz Tuba.

Anne of Green Gables. Bir çocuk klasiği. 1908’de yazılmış, Kanada’lı Lucy Maud Montgomery tarafından. Yeşilin Kızı Anne. Çeşitli film ve dizi versiyonları var.

En yeni versiyonu bu. 2017 yapımı. Yani geçen yıl başladı. Birinci sezonu bitti. Yedi bölümlük bir sezon ve bölümler genelde kırkbeş dakika. Şu sıralarda ikinci sezonu çekiliyor ve bu yıl içinde inşallah izleyeceğiz ikinci sezonu, biricik Anne’i.

Yirminci yüzyılın başları. Anne adlı bir yetim kız. Ailesi ölmüş ve yetimhanede büyümüş. Green Gables adlı bir yöredeki bir çiftliğe evlatlık olarak geliyor. Anne, zeki, konuşkan, dürüst bir kız, prensipli ve biraz da çok bilmiş. Mantıklı ama aynı zamanda büyük bir hayalci. Durmadan hayaller kuruyor, hayallerini anlatıyor, şiir okur gibi, kitap gibi konuştuğu da oluyor.

Kızıl saçlı ve çilli. Güzel diyemeyiz ama sempatik. Minicik yaşta ama edebi bir dili var. Tam büyümüş de küçülmüş. Dizinin bu ilk sezonu Anne’in çiftlik evindeki ailesi, çevredeki insanlarla ilişkileri ve okulu ile geçiyor. Bir yetim olmanın zorlukları ile yaşıyor, duygulu, hassas, bazen deli olsa da iyi, tatlı Anne. Yetimhane arkadaşlıklarından okul arkadaşlıklarına geçiyor. Bir aileye ait olmanın mutluluğunu ve sıradanlığını deneyimliyor.

Dizi, biraz İngiliz kırsal dizileri havasında. Jane Austen, Bronte atmosferi var. Anne rolündeki oyuncu harika, inanılmaz ve diziyi tek başına sürüklüyor. Onu sevmemek olanaksız. Diziyi sevmemek olanaksız. Klasikleri sevenler, İngiliz klasikleri havasını sevenler, çocuk edebiyatını sevenler, sakın kaçırmasın.

1 Dergi 1 Kitap



Mikrop

Mikrop, yeni kültür sanat dergilerinden ve dolu dolu.

Üçüncü sayısında, Zülfü Livaneli ve Ali Poyrazoğlu için iki dosya var. Bunun dışında kültür sanat konularında çeşitli yazılar ve denemeler bulunmakta. Feridun Andaç, İlkay Akkaya, Sevinç Erbulak, Levent Ülgen, Zeynep Geçgin gibi yazarlar da var. Yaklaşan Dünya Kupası ile ilgili yazılar da yer almış.

İstanbul’un yaklaşık yüzyıl önceki fotolarının aynıları bugünlerde çekilmiş, aynı yerler, aynı açılar. Bir zamanlar televizyonda ünlü olan Gerçek Kesit televizyon dizisi hakkındaki yazı da ilginç. Atmışsekiz kuşağı, Rutkay Aziz, Giovanni Scognamillo da derginin diğer konuları.


Avukat

Mark Gimenez

Epsilon Yayınları

Avukat, bir aksiyon, gerilim romanı. Başkahraman avukat olduğu için bir hukuk gerilimi de sayılabilir ancak bu tür romanlardaki mahkeme sahneleri hiç yok. Avukat Andy Prescott, gevşek bir avukat, bisiklete biniyor, spor giyiniyor, trafik cezalarına bakıyor, aşk konularında da yeteneksiz. Bir gün bir milyarder onu tutuyor, kendi geçmişindeki kadınları bulmasını istiyor, çünkü milyarder geçmişindeki kadınlara karşı kendini suçlu hissetmektedir, onlara yüklü miktarda para ödeyecektir ve ayrıca milyarderin oğlu da ölümcül bir hastalığa tutulmuştur.

Avukat Andy bu kadınları teker teker bulmaya başlar ancak buldukça bir gerilimin içine düşer. Heyecanlı, sürükleyici, meraklı, iyi bir gerilim romanı. Biraz mizah da var. Not:3/dört