20 Nisan 2018 Cuma

Hesse ve Sine



Çarklar Arasında

Can Yayınları

Yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından Hermann Hesse. Şair ve ressam da olan Hesse asıl olarak romanlarıyla tanınıyor. Romanlarında psikanaliz ve uzak doğu felsefeleri konularını da işleyen yazarın bütün romanları önemli ve iyi. Genelde insanı anlatıyor, arayışını, gelişimini, toplumla çatışmasını. Bu romanında da ana konu eğitim. Ailesinin istediği yönde eğitim alan bir çocuğun, aile, okul ve kendi istekleri arasında verdiği savaşı konu alıyor. Türlü baskılar karşısında ne yapacağını şaşıran ve ezilen bir çocuğun hikayesi. Herkesin, anne babaların, eğitimcilerin okuması gereken romanlardan. Hesse’in kendine özgü gizemli, büyülü dili bu romanda da var. Not:4/4




Baştankara

Sine Ergün

Can Yayınları

Öykücülüğümüzün ustalarından yazarımızın bu şimdilik üçüncü öykü kitabı. İlk iki kitabı, Bazen Hayat ve Burası Tekin Değil, çeşitli ödüller almıştı, Haldun Taner ve Sait Faik öykü ödüllerini. Bu kitabı da Avrupa Birliği ödülünü aldı. Yazarın çok kendine özgü bir tarzı ve dili var. Öyküleri çok kısa. Bazen yarım sayfa, bazen bir sayfa, bazen de iki üç sayfa olabiliyor. Çok sade bir dili var, tamamen süssüz. Genelde, sıradan insanlık hallerini anlatıyor. Önemsizmiş gibi duran insanlık hallerini. Ancak, her bir kısa öyküsü, genelde belirgin bir başı ve sonu olmasa da, aynen gündelik yaşamdaki gibi yani, sanki bir roman yoğunluğunda. Ayrıca, bir yazım tarzı da var. Öyküdeki konuşmaları, paragraf ve cümle içinde virgülden sonra büyük harfle başlayarak yazıyor. Bu kitabındaki öyküler, diğer iki kitabına oranla daha yoğun. Kaçırılmaz yazarlarımızdan o. Not:4/4

19 Nisan 2018 Perşembe

Bloglardan Seçmeler



Sibella

Aramıza katılan en yeni arkadaşlarımızdan veee pasta ve kitap seviyor. Yazıları da yorumları da arkadaşlığı da çok şirin.




Mor Midye

Eski olmasına rağmen şimdilerde daha aktif olan ve bol bol kitap okuyup yazan arkadaşımız. İsmi de ne güzel ama değil mi?




Özden Ak

Bizi bol kitapla buluşturan, serileri, listeleri yazan kitap blogu arkadaşımız, eski ama yeni keşfettim.




Müfred

İlginç bilgileri, anekdotları, hikayeleri ile arkadaşımız aramıza döndüüüü.




Çağdaş İpek

Aramıza yeni katılan liseli arkadaşımız şimdilik, okul, insan ve yazmak üzerine yazdıııı.




Aysan

İlginç, değişik, öykümsü, denememsi, günlüğümsü özgün yazılarıyla güzel bir blogu olan arkadaşımız.




Nidal Genç

Kitap, kültür sanat, dizi yazılarıyla aramızda olan yeni arkadaşımıız.




Mesed Hanım

Yeni farkettiğim arkadaşlarımızdan ve saptadığım iki blogu var ve ikisi de iyi. Sanat, edebiyat ağırlıklı ve kendine özgü bir dünyası var.







İman Power

Tatlı, şirin, içten diliyle yazan sevgili arkadaşımız, annesinin sağlık sorunları nedeniyle bir süredir yoktu ama geldi yine sevimli yazılarıyla.




Feri Peri

Blog yazılarımız çalındığında ne yapmalı adlı bizim için önemli bir yazı yazdı. Okuyun mutlakası.



18 Nisan 2018 Çarşamba

Tehlikeli Karım



Baharın gelmesiyle birlikte yeni başlayan dizilerden biri.

Orijinali yaklaşık iki yıl önce çekilen bir Japon dizisi. Yani bir uyarlama dizi bu. Dizi hızlı başladı, hızlı devam ediyor. İçinde aşk da ihanet de para da gerilim de olan bir dram.

Evli bir çiftin erkeği, karısını aldatıyor. Karısı ise bir anda ortadan kayboluyor. Kaçıranlar da 5 milyon fidye istemekte. Erkek, karısı kaybolunca, onu sevdiğini anlıyor ve polisle işbirliği yapıp onu bulmaya çalışıyor.

Karısı bulunuyor ama olay çok karmaşık. Ortada aldatma ve çok para olduğu için, karı koca ve öteki kadın arasında gerilimli ve güvensiz bir ilişki başlıyor. Beş milyon da ortada yok.

Kim iyi kim kötü, kim ne istiyor belli değil ve her an değişiyor. Dizi, eskilerden Kara Ekmek gibi sürekli bir heyecan içinde devam ediyor, aksiyon hiç durmuyor.

Oyuncular da iyi. Seçkin Özdemir’i en son Ateşböceği’nde, Gonca Vuslateri’ni de Anne dizisinde izlemiştik.

Heyecan sevenlere.

16 Nisan 2018 Pazartesi

Öykü Yazıyoruz (Yeni bir mim)


Berlin Berlin arkadaşımız pek hoş pek tatlı bir mim düşündü. Hafta sonuna doğru, acaba ortak bir öykü yazsak nasıl olur diye düşündü. Birkaç arkadaşımız ve ben de bu fikri çok sevdim. Ortak öykü yazacağız yani. Herkes bir parça yazacak ve öyküyü istediği yöne çevirecek.

Berlin Berlin, ilk bölümü yazdı, her mimlenen kişi, kendinden önceki bölümü kopyalayıp, kendi yazdığı paragrafın üstüne yapıştıracak, kendinden sonra mimlediği kişi de aynı şeyi yapacak ve blogunda öykünün o ana dek olan gidişi belli olacak. Öykünün başlığı ise daha sonra belli olacak.

Berlin Berlin, ilk olarak beni mimledi. Öyküye bir devam yazacağım, bir sonraki arkadaşımızı mimleyeceğim. Öykü yazımına katılmak isteyen arkadaşlar, Berlin Berlin'in bloguna gidip, ben de yazmak istiyorum desinler. Katılmak isteyenler sırayla katılacak yani. Ben de, arkadaşlarımıza gidip, hadi sen de yaz bir devam diyeceğim.

Sonra da, öykünün bütünü de herhalde sevgili Berlin Berlin'in blogunda ve yazan arkadaşlarımızın bloglarında da görülebilir olacak. Haydi siz de katılın.



Şimdilik İsimsiz Öykü

Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde, sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu. 

Öykü, Öykü, Öykü, fısıldamaların şiddeti arttı, Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan. Bir sıçramayla uyandı, ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında? Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş.

Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden iki lokma bir şeyler ye diye sesleniyordu. Geç kaldım anne diye odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü.


Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, "acaba karşılaşır mıyım" düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü..Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı...


"Ayakları ondan evvel davranıp harekete geçmişlerdi bile. Hızlı adımlarla yürüyor, ılık sabah rüzgârını kızarmaktan kendilerini alamayan yanaklarında hissediyordu. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Mavinin envaiçeşit rengine bürünmüş, güneşin anaç ışıklarından şahsına pay çıkarmaya çalışıyordu gök kubbe.

'Ne güzel bir Nisan sabahı..." dedi Öykü mutluluğun iksiri aşık olma hali ile sarhoş olurken. Küçük kedicik o sırada iyice kucağına yayılmış, karamel kahvesi tüylerini yalamakla meşguldü.

Bir sokak geçti, sonra bir sokak daha. Veteriner kliniği ile arasında sadece yirmi metre kalmıştı ki hemen yanı başındaki bir dükkanın camekanının önünde durdu. Camın yansımasında kendisini yeterince beğenene kadar üstüne başına bir çeki düzen verme gayretine girişti. Ensesinde topladığı koyu kumral saçlarını saldı. Saçlar omuzlarına düştü; perçemleri de küçük ve sevimli alnına. İşte şimdi hazırdı..." 

Heyecan içinde özel kliniğin merdivenlerinden çıkarken kalp atışlarının ritmini frenlemek istercesine elini göğsüne bastırdı ve her adımı ile yüreğinin derinliklerinde giderek daha da çoğaldıklarını hissettiği pır pır uçuşan sevgi kelebeklerine hemen oradan uzaklaşmalarını söyledi. Olabildiğince normal görünmeye gayret etse de kucağında taşıdığı yaralı minik kedi kadar ürkek ve narindi. Bekleme salonunda girdiğinde daha önce hiç karşılaşmadığı sarı saçlı, ela gözlü, beyaz önlüğün içinde bile oldukça alımlı görünen bir genç kız karşıladı onu. “Bu kız da nerden çıktı şimdi” dedi içinden. Öfkesini yatıştırmaya çalışarak “Tunç Bey müsait mi?” diye sordu ve ekledi “Minik kedinin durumu biraz acil de”. “Tunç Bey şimdi bir operasyonda. 15 dakikaya kadar çıkar. O müsait oluncaya kadar ilk müdahaleyi ben yapayım dilerseniz. Ben onun yeni asistanıyım, adım Seray” deyip onay beklemeden çekip aldı kediciği Öykü’nün kucağından. Onu muyene odasına doğru götürürken geride bıraktığı parfümün rüzgarından hiç hoşlanmamıştı Öykü. Asistanın mekanik kollarında muayeneye giden kedicik ise çaresizce teslim oldu kaderine. Müjde annenin biricik kuzusu ve mahalledeki en yakın kankası Bücürük’le bugünkü pinpon maçını iptal edecekti mecburen.

(bakalım, Öykü'nün nasıl bir hayatı olacak, neler yaşayacak?) (Ebemkuşağı'nı mimliyoruum)



Ebemkuşağı yazdıııı, şimdi sıra İncirli Kurabiye Zeynep'deee...

Zeynep de yazdıııı.


O da Feri Peri'yi mimledi.


sonra da Yıldız mimlendi.


ve Sibella.


Bu ortak, imece öykümüze katılmak isteyen arkadaşlarımız, Berlin Berlin arkadaşımızın bloguna yorum yapıp bildirsinler, öyküye katılıp bir sonraki arkadaşı mimlemek, seçmek isteyenler de yine Berlin Berlin arkadaşımızın yazısının yorumlarında yaptığı listeden bakıp seçsinler iştee.

15 Nisan 2018 Pazar

Jio ve Kuzey Polisiyesi



Mart Menekşeleri

Saraj Jio

Arkadya Yayınları

Yazardan yine geçmişle bugünü bağlayan tatlı, akıcı, buruk bir mutluluk veren keyifli bir roman. Yine romantik, duygulu, meraklı, aşk dolu bir öykü. Uzun yıllardır yeni bir kitap yazamayan bir yazar olan Emily, eşi onu aldatınca, yengesinin yanına gider, bir adaya, orada dinlenip yeni bir kitap için ilham beklerken, yengesinde bir günlük bulur. Yine çok eskilerden bir günlük. Bu günlüğü okudukça ailesi ile ilgili gerçekleri öğrenir, geçmişteki aşkları. Yağmur Sonrası (Sahildeki Kulübe) gibi bu romanda da bir adadayız ve geçmiş ile bugün iç içe. Yine mutluluk veren bir kitap. Not:3/4





Burundi Prensesi

Kjell Eriksson

Labirent Yayınları

Tipik bir kuzey polisiyesi. Kar, kış, sıradan insanlar, işinde gücünde kendi halinde insanlar, aileler ve elbette bir cinayet. Bir adam öldürülür. Eşi ve oğlu vardır. Çevrede insanlar, akrabalar, polis, zaten küçük bir yer, herkes tanıdık. Cinayet yanında çalınan paralar da vardır. Ve de balıklar, akvaryumdaki. Burundi Prensesi de bir süs balığı. Hayat sakin devam ederken bir yandan da olay çözülür, herhangi bir iş gibi, cinayet de gündelik hayatın bir parçasıdır zaten, hırsızlık da, suçluyu yakalarsın, yeni bir suça kadar. Kuzeylileri sevenler için ideal polisiye. Not:3/4