18 Ekim 2017 Çarşamba

SOSYAL MEDYA MAZİ



O dönem MSN popülerdi, Yahoo grupları, forumlar. 2007-2010 yılları.

Doktorlar dizisi vardı. Herkesin sevdiği diziydi. Forum toplulukları oluyordu. O forumdaki dostluklar çok gerçekti. Sosyal medya deyip geçmeyelim, en masum dönemlerimizdi.

Forumu yönetenler, onaltı, onsekiz yaşından büyük değildi ama çok ilgilenirlerdi, binlerce üyesi vardı, domainli filan resmi web sitesi gibi. Üyeler toplanır, Gebze’ye giderdi sete, oyuncuların bile haberi vardı siteden.

Sonra bir gün site çöktü. Kurtaracak gibi oldular ama kurtulamadı, öyle olacağını anlayınca forum yöneticileri her üyenin kayıt mailini alıp MSN’de topluluk oluşturup bildirim yaptılar, belki emeklerimiz gitti ama dostluklarımız kalıcı olsun diye birbirinizi ekleyip kaybetmeyin dediler.

İnternette herkes yeni sayılır o günlerde, Facebook bile eski değildi. Bir sürü tanımadığım insan yazdı o zaman MSN’den. Yüzlerini asla görmediğim bir sürü arkadaşım oldu. Buse, Betül, Sıla. MSN’de yazardık, kendini deşifre etmek isteyen, yakın hisseden kamera açardı, en büyük görüşmelerimiz onlardı.

Farklı emojiler olurdu, resimler, tripli durum güncellemeleri, hayat buysa gerçek nedir, mesela. Dinlediğimiz müzikler gözükür, Derin şu anda Ayna dinliyor, şu an meşgulum diye hesabını turuncu yapardın. O tanıdıklarımdan birkaç kişiyi uzun yıllar sonra yüzyüze de gördüm.

Hatta bir ablamız vardı, bizden birkaç yaş büyüktü, onu görmeye Güngören’e  gitmiştim. Doktorlar forum grubundan başka bir arkadaş da bana kızmıştı, o ablaya gitmek için Bağcılar’dan geçmen lazım, niye bana uğramıyorsun diye. 

17 Ekim 2017 Salı

TE STRUGA TE



Struga’ya gitmiştim okumaya. Yine değişim programı.

Struga, Makedonya’da, Ohri Gölü’nün kıyısında. Bir taraftan Ohri’ye gidiliyor, diğer taraftan da Arnavutluk’a. Şehirdeki şiir geceleri de ünlü. Bizden de şairler katılır her sene.

İstanbul’dan gittim. Netten okudum biraz, forumlardan bilgilendirme aldım. İndim şehre, e aylarca kalıcam bari tanıyım şehri değil mi, gezeyim de göreyim yani.

Yürüyom yürüyom, hep aynı yere çıkıyorum. Allahım çıldıracağım, bir kaybolayım değil mi, bir yeni yol göreyim, kafam karışsın. Olmuyor hep aynı yere çıkıyorum.

Millet yol bulamayınca ne yapar, adres sorar, e ben de hep aynı caddeye çıkıyorum, başka cadde de bulamadım, yoldan geçen bir amcaya yöneldim.

Amca, ben şehrin diğer caddelerine nasıl çıkarım? Adam da kolunu omuzuma dayadı iyi mi, bak çocuğum, aha te gürürsün dümdüz te bu caddey bildiğin tete bu e te başka da yoktur, dedi.

Sen kalk İstanbul gibi yerden tek bir caddesi olan yere gel, başıma kaynar sular döküldü, sanki dünyam yıkıldı. Sonra öğrendim bu tete teyze demekmiş ama amca bunu te yani işte bu anlamında kullanıyormuş.

16 Ekim 2017 Pazartesi

KAN TUTMASI



Kan tutuyor herhalde derlermiş. Dedemin anne dedesi geceleri rüyasında hep kan görürmüş. Eskiden çok düşman askeri öldürdüğü, kafasını kestiği için. Kestikleri kafaları çuvalla getirirlermiş köye.

O zamanlar öyleymiş. Efeler, çeteler. Dedemin anne dedesi, Girit’ten dönerken bir Rum kızını getirip evlendiğinde, Kuşadası’nda, efeymiş, sonra kızları olmuş birkaç tane. Bir tanesi de zaten dedemin annesi oluyor.

O zamanlar zenginmişler, konakta yaşarlarmış. Çalışan çok. Kızlarından biri, Müyesser, çiftliğin seyisine aşık olmuş. Çok yakışıklıymış genç adam. Babasına söyleyememiş Müyesser. Sonunda seyisle birlikte kaçmışlar.

Seyis, Sarayköy’lüymüş. Ailesinin yanına gitmişler, yerleşmişler. Müyesser, adamı çok seviyor ama aile tabii çok farklı gelmiş ona. Kültürleri, yaşamlarına alışamamış. Aradan birkaç ay geçmiş. Sonunda kaçmış, dayanamamış, babasının evine dönmüş.

Çok utanıyormuş ama. Babası da efe adam ama hiçbir şey dememiş. Sessizce yaşamış evde kadın. Bir sabah uyandıklarında onu ölü bulmuşlar. O zamanlar evler ahşap. Tavandaki duvarın kirişine asmış kendini. O efe de çok sessizleşmiş o günden sonra.

15 Ekim 2017 Pazar

SEVME BENİ YANARSIN



Melissa Senate

Martı Yayınları

Sevimli, komik, romantik bir polisiye. Aşk ile polisiye arasında gidip geliyor.

Yazarın dili akıcı, hoş, sürükleyici. Karakterleri çok canlı. Hafif, çerez romanlardan.

Dergide çalışan bir genç kadın. En iyiler köşesini hazırlıyor. Ama ilişkilerinde çok başarısız. Hep terk ediliyor. İlk buluşmada dikkatli olmadığı için ikinci buluşmadan sonra ilişkisine devam ediyor ama sonunda yine yalnız kalıyor. Aile ve arkadaş çevresinde bu konuda ünlü.

Zeki ve esprili karakterimizin çevresinde tuhaf olaylar başlıyor. Son eski sevgilisi öldürülüyor. Ondan önceki iki tanesinin de başına kötü şeyler geliyor. Ve zanlı durumuna düşüyor. Baş şüpheli.

Soruşturmayı yapan da liseden aşık olduğu yakışıklı polis. Polis olayı araştırırken bizim şüpheli de kendince araştırıyor. Ve sonunda tam bir sürpriz. Beklenmedik bir gelişme ile konu kapanıyor.

Karakterimiz çok şirin. 

Hoş zaman geçirtecek keyifli bir roman.

Not:3/4

GÖRÜCÜ USULÜ



Büşra Köprü

Epsilon Yayınları

Büşra Köprü, internet yazarlarından ve ilk romanını çıkardı.

Görücü Usulü, tam bizden, içimizden bir roman. Görücü usulü ile istemeden evlenen bir çiftin öyküsü. Bu çift ve ailelerin rolleri.

Yumuşak, tatlı, düzgün ve çok temiz bir dille yazılmış kitap. Yazar, kitabın düzeltmesini de kendi yapmış. Bu tür romanlarda gördüğümüz ucuz dramlar, ilgi çekecek aşk sahneleri, argo, bunların hiçbiri bu kitapta yok.

Güzel ve iç acıcı bir aşk ve intikam öyküsü. Zehra ile Aras. Özellikle Zehra karakteri sevimli işlenmiş, biraz da esprili.

Ne güzel bir film veya dizi çıkar bu hoş, sempatik, romantik konudan. Sürükleyici, akıcı. Zehra karakteri de güçlü ve sevgi dolu. Ezilmiyor erkeğin karşısında.

Yazarın ikinci romanını bekliyoruz. Bu romanı mutluluk verici idi.

Not:3/4