30 Temmuz 2017 Pazar

SCHOOL 2017


En yeni Kore lise dizilerinden. Gençlik komedisi.

Başroldeki kız tatlı ve bu ilk dizisi. Oğlan da hoş ve ikisi iyi bir ikili.

Romantizm de var aksiyon da. Biraz gizem ve macera da. Okula zarar veren biri var ve gizli biri, bulunamıyor, herkesİn başına dert açıyor.

School dizisi sürekli bir dizi. Her yıl bir sezonu çekiliyor. Genelde izleyenler en çok 2015 yılını seviyor. Ancak bu yıl da keyifli. Tam yazlık dizilerden. Hafif, hoş, göz okşayıcı çerez. Akılda kalacak dizilerden değil.

Her zamanki Koreli şirinlikleri. Gülümseyerek izleniyor. Henüz beş altı bölüm oldu.


Not: Ayrıca, efsane Norveç gençlik dizisi Skam’ın dördüncü sezonu başladı. Her sezon bir karakter üzerinde duruluyor. Bu sezon da kız grubundan Müslüman Sana ön planda. Favorim ise halen Noora. Bu her şeyiyle güzel sıkı dizinin bu sezonu da kaçırılmaz.

29 Temmuz 2017 Cumartesi

HEY GİDİ GÜNLER



Saftirik Greg’in Günlüğü

Jeff Kinney

Saftirik Greg çok komik bir seri. Greg bir öğrenci ve günlük tutuyor. Okulu, evi anlatıyor. Annesi, babası, abisi Rodrick ve kardeşi Manny ile yaşıyor. Bir de dedesi var.

Greg'in evle okulla arkadaşları ile başı dertte. Öğretmenlerle, derslerle, evde kardeşleriyle. Her zaman her durumu kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Her zor durumda bir çözüm üretmek istiyor.

Bütün çocukların yaşayabileceği olaylar geliyor başına. Yetişkinlerin yaptıklarını saçma buluyor. Biz okurlar, Greg’in gözünden anlatılan her şeye gülüyoruz. Bütün minik oyunlarına, senaryolarına.

Bu çok başarılı serinin bu kitabında, Greg, anne babasının sürekli kendi geçmişlerinden bahsetmesinden sıkılıyor. Onlara göre her şey eskiden daha iyi. Greg, yaz tatilinde. Evde ve dışarıda birçok etkinliğe katılmak durumunda kalıyor. Para kazanmak için limonata satmaya kalkışıyor.

Evden uzaklaşmak için bir yaz kampına katılıyor. Ancak yaz kampında hayat hiç de kolay değil. Başına gelmedik kalmıyor.

Tatlı, neşeli, mutluluk verici bir çocuk kitabı. Alışkanlık yapanlardan. Serinin diğer kitapları da aynı.

Not:3/4

28 Temmuz 2017 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 20



YARATIK

The Host, 2006, Güney Kore

İlginç bir korku gerilim filmi. Zararlı atıklar bir nehre karışınca bu atıklardan dev bir yaratık oluşur ve şehre dehşet saçar. Keyifle izleniyor. Türü sevenler için. Not:3/4

HANSEL AND GRETEL

Güney Kore, 2007

İlginç bir korku gerilim filmi. Adamın biri ormanda kaza yapınca çocukların olduğu bir eve gider. Çocuklar tuhaftır. Ve bu eve gelenler bir daha dışarı çıkamaz. Çocukların masalları vardır ve masallarda bu eve gelen ve çıkamayan insanlar bulunmaktadır. Çocuklar bir sırrı paylaşırlar. Türü sevenler için iyi. Not:3/4

BEBEK EVİNE HOŞGELDİNİZ

Welcome to the Dollhouse, 1995, A.B.D.

Oldukça özgün, tuhaf bir komedi. Ufak bir kız öğrencinin ailesi, okulu, arkadaşları, aşk gibi konularla başa çıkması. Kız da çevresindeki herkes de değişik, biraz çatlak. Eğlenceli film. Not:3/4

BU BENİM DÜNYAM DEĞİL

I Don’t Feel At Home in This World Anymore, 2017, A.B.D.

Oldukça ilginç, tuhaf bir komedi. Bir kadının evine hırsız girer ve kadın kafayı takar, hırsızı bulacaktır. Bir komşusu da ona yardım ederler ve birlikte macereya atılırlar. İyi komedi. Not:3/4

GELECEK GÜNLER

L’avenir

Mia Hansen-Love, 2016, Fransa

Daha önce de Elveda İlk Aşk filmiyle çok sevdiğimiz yönetmenin yeni filmi. Bir felsefe öğretmeni kadın öğretmen aynı zamanda kitaplar da yazar. Kocası başka kadına aşık olup gidince öğretmen yeni hayatına alışır. Klasik Fransız filmi. Başrolde Isabelle Huppert. Çok iyi film. Not:3/4

27 Temmuz 2017 Perşembe

KAPKAÇ


Kızlarla oturuyorduk çardakta. Bir tane çocuk geldi, para istedi. Biz de bir lira filan verdik. Çocuk bizle sohbete girdi. Neyse benim yanıma oturdu. Ben pek muhatap olmadım. O arada arkadaşlardan biri telefonunu eline aldı. Çocuk sordu, “abla elma mı o”. Şifreli konuşuyor herhalde ben anladım arkadaşım anlamadı. Hatta ver oynuyim dedi çocuk. Arkadaşım da annemi arıyorum ben dedi vermedi. Çocuk, telefonun markasını sordu.

Ondan önce de nerelisin diye soruyordu, kafalamaya çalışıyor, ben anladım, benim yanıma oturdu, ben de çaktırmadan çantamı çocuktan uzak bir yere sürükledim, üstüne sırtımı koydum. Neyse sonra bana, nerde oturuyorsun, evin kira mı, kendinizin mi, sordu, bilmiyorum dedim. Ondan sonra, annem geldi, dedi arkadaşım. Kalktık, bu sefer peşimizden geldi. Evin neresi dedi. Salladı bir yer arkadaşım. Çocuk devam etti, şu siyah araba sizin mi falan, yok dedik. Sonra arkadaşım, biz buradan yollarımızı ayıralım annem görürse hiç hoş olmaz dedi, çocuk ta gitti, biz de başka yerde bekledik. Arkadaşımın abisi bizi eve bıraktı.

Çocuk, başkalarına el hareketi filan da yapmıştı, görmüştük, herhalde işaret veriyordu. Korkmuştuk. Fenaydı yani. Bunlar grup geziyor sanırım. Ben solda arkadaşım ortada kuzenim sağda oturuyordu. Bu çocuk zorla ıslak mendil vermek istiyordu. Aldım da uzaklaşınca attım çöpe. Benim çantayı alacaktı belki arkadaşımın telefonunu alacaktı. Elma mı diye sordu ya belki ayfon ise alacaktı.

Daha önce de annemle babam pidecide yerken bu tür kapkaççılar babamın el çantasını hızla çalıp kaçmışlardı. Polis ertesi gün çantayı bulmuştu, içinden paralar alınmıştı sadece.

Kapkaç deyince ben de sırt çantamı kapıp serin yerlere kaçsam. Artvin’e mesela. Şavşat, Ardanuc, Camandar, oralara. Dağlar taşlar arasında serin serin. Ne güzel, internet de çekmez oh. Yalnız orlarda da siyah arı var sokan öldüren. Orlarda boru denen bir arı türü. Şimdi orlarda Curuspil festivali de var. Oyunlar, güreşler.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

HANGİ KAN?


Ah şimdi kimi ısırsam, kanını içsem.

Şu gençler oturmuş sohbet ediyorlar. Şunların mı kanını içsem, dalsam aralarına.

Şu insan grubu, entelektüeller galiba, kanlarını içsem, hiç çekilmez valla, ne o öyle caz dinliyorlarmış. Hiç de eğlenceli değil. Caz ne ya, Amerikan arabeski. Boşver onları.

Şu kız öyle durmuş bakıyor, depresyonda belli, şimdi onu ısırsam ben de depresyona girerim. Sonra gider son hızla bir duvara çarpar intihar filan ederim, aman aman kalsın.

Şu adam ne ya acaba, büyücü gibi bir duruşu var, büyü çözücü veya. Bunlar safran kullanıyormuş. Safran mürekkebi ile büyüleri yazıyorlarmış. Bunun kanı zarar verebilir, kötü etkilenirim.

Neşeli birinin kanını içmeliyim. Mutluluk versin, neşelendirsin bari, bu sıcakta. Bol bol içerim kanını, şişerim, sonra da gider uyurum bir gölgede.

İnsanların sorunları varmış, biz sivrisineklerin de var. Rakibimiz bile var. Yakan sinekler. Yaz aylarında onlarla paylaşamıyoruz insanları.

25 Temmuz 2017 Salı

EN SICAK GÜN


Ayy ayy bu sıcaklar bilemiyorum. Minnak bir vantilatör aldım. Klima da takıldı ama çalıştırmadan önce temizliği yapılacakmış, servis gelecekmiş. Nem azalınca kapı pencere açıyoruz. Sıcakta insan başka bir insan oluyor, sanki yaşamıyor gibi.

Evdeki kuş da uyurken kendi kendine ninni söylüyor sanırım. Yanına gittiğimizde öptüğümüzde üstümüze ağzından yem fırlatıyor, o da sıcaktan delirdi iyice. Geçen gün salıncakta sallanırken hızını alamadı bir ayağı kaydı diğeriyle tutunurken tepetaklak kaldı sonra da bağırıyor sanki başkası bir şey yapmış gibi. Kendini düzeltemeyince de aşağı düştü.

Bu sıcakta en iyisi metroya binmek saatlerce dolaşmak, kitap okumak. Ama dışarı çıkmak da zor. Büyük şehir, çevrede dev gibi AVM’ler var ama çevreleri hiç de modern değil. Karanlıkta gece alışveriş merkezinin bir tarafına yürüsen koca koca köpekler, diğer tarafına yürüsen iki ayaklı eşkiyalar.

Sıcakta insan tuhaf rüyalar görüyor. Bir rüyamda, yolda yürürken bir ağaçtan üstüme bir sansar atladı, koş koş bir hal oldum. Diğer bir rüyamda ise bir askeri bölgedeydim. Etrafta bir sürü subay, üst rütbeliler, bir dolu general. Omuzlarında hep yıldız dolu. Ne oldu diyorum nereye düştüm ben ne çok yıldız var, hangi galaksi burası.

Tam da evde tadilat yaptırdığımız günler, anneannem apandisit ameliyatı oldu, bir gece ben bir gece annem refakatçi oluyoruz. Anneannem son zamanlarda her şeyi kötüye yoruyordu, ben de kızıyordum ona.  Ben de mi böyle olacağım yaşlanınca diye, acaba genetik mi diyordum. Günlerdir tadilat temizliği de yapıyorum ama annem hiçbir zaman sevmez yaptıklarımı, benim arkamdan o da dipbucak bir daha temizler şimdi.

Arada balkonda oturuyorum, internet çekmiyor diye annemlerin odasına geçtim sonra. Sütlü neskafe yaptım, müzik dinledim, çevreyi izledim. Herkes balkonda yaşıyor sanki, o yüzden ben rahat oturamıyorum, karşıdakilerle göz göze geliyoruz. O yüzden gece çıkmak daha güzel. Balkonda uyuyan bir çocuk var gece. Başka bir minik kız da babaannii, babaannii diye bağırıyor, aşağıda bahçede.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

BENİ HOŞ TUT


Beni hoş tut. Hoş tutmak zorundasın. Ben senin beyninim.

Hoş tutmazsan, beni çok sıkarsan, yorarsan, indiveririm şalteri. Ben olmadan bir hiçsin sen.

Beni gezdirmelisin, güzel şeyler göstermelisin. Deniz görmeliyim, yolculuk etmeliyim. Arada bir mantığını da kullanmalısın. Aptal, saçma şeylere harcama beni.

Bazen romantizm de lazım. Hafif ve mutluluk verici şeyler de isterim. Ama hep hafif de olmaz. Arada biraz ciddi konular da olmalı. Edebiyat, sanat, felsefe gibi ama çok da değil yani.

Beyin bu çok işine yarıyor ama küçük bir şey sonuçta. Sana çok lazım. Yani sana daha uzun zaman lazımım o nedenle beni çok üzme sen yine de.

O zaman ben de sana hoş davranırım.

23 Temmuz 2017 Pazar

TAKSİM BAHÇESİ


Murat Arda

Destek Yayınları

Murat Arda son dönem yazarlarımızdan ve diliyle, konularıyla kendine özgü.

Daha önce Pelin adlı romanını okumuştuk. O romanda, Beyoğlu’nda yaşayan karmaşık kültürlü genç insanları anlatmıştı. Renkli bir dil ve renkli karakterler vardı.

Bu kez yine Beyoğlu’nu anlatıyor ve Taksim’i. Gezi Parkının yerinde eskiden var olan Taksim Bahçesi’ni ve tarihini. Roman Osmanlı döneminde başlıyor ve günümüze dek geliyor. Bu uzun süreçte o yörede yaşayan yerli ve yabancı insanları, azınlıkları görüyoruz.

Roman kahramanı Erkin adlı bir oğlan. Erkin zamanda ileri geri gidiyor ve bütün bir tarihi onun yaşadıkları yoluyla öğreniyoruz. Yine renkli ve şaşırtıcı bir dil ve renkli karakterler.

Roman hem eleştirel hem de komik. Gerçekten de ülkemizin karmaşık kültürünü yansıtıyor yazar yine. Murat Arda, son dönemde belki de en ilginç yazar.

Not:3/4

21 Temmuz 2017 Cuma

BİRAZ MÜZİK


Volkan Yıldır-Ben Sende Tutuklu Kaldım
Erdinç Emre Eryılmaz-Sen Hep Böyle Kal
Halsey-Sorry
Cem Adrian/Fazıl Say-İnsan İnsan
Haluk Levent-Sevdana Gönül Verdim
Feride Hilal Akın-Bilir Mi
David Guetta-She Wolf
The Piano Guys-Vivaldi's Winter
Serkan Kaya-Zor Bela
Ersan Er-Tanrım
Sinan Akçıl-Şarttır
İrem Derici-Dur Yavaş
Ahmet Aslan-Susarak Özlüyorum
Dhurata Dora-A Bombi
Silva Gunbardhi-Te ka lali shpirt
Dado Polumenta-Ja Bicu Tu
Nomy-Demons
Exile the Second-Süper Fly
2NE1-Falling In Love
Savage Garden-Two Bedrooms

20 Temmuz 2017 Perşembe

ATEŞBÖCEĞİ



Yazlık dizilerden. Romantik aşk komedisi.

Aslı bir ateşböceği. Şu eski popüler şarkıdaki gibi. Dürüst, akıllı, şirin, atarlı, giderli, sevimli bir kız ve ailesiyle yaşıyor. Ailesinin ekonomik problemleri olduğu için o çalışmak zorunda ve taksi şoförlüğü yapıyor.

Taksi şoförlüğü biraz erkek işi olduğu için herkes farklı tepkiler veriyor onun işine. Ama o iyi bir insan ve iyi bir şoför. Bir gün bir avukatla tanışıyor. Avukat ciddi, işkolik, biraz duygularını kaybetmiş, uzak bir insan.

Dolunay’daki erkek karakter ile aynı çizgideler. Yani erkekler her zamanki gibi birer odun olarak gösteriliyor, haliyle. Ama onlarsız da olmuyor. Kadınlar odun seviyor herhalde. Ancak Kalp Atışı’ndaki karakter düşünceli, duyarlı, sevimli. Haliyle o erkek daha hoş. Kore uyarlaması olduğu için herhalde. Kore’de bizimkiler gibi erkek bulmak güç.

Taksi şoförü kız ile avukat erkek karşılaşıyorlar. Aralarında aynen Dolunay’da olduğu gibi soğuk ama sıcak bir yakınlık var. Uzak ama yakın. O denge, ince ayar seyircinin hoşuna gidiyor zaten. İkisi arasında aşk olacak ama bu kolay da olmayacak.

Ateşböceği karakteri şeker olduğu için dizi neşeyle izleniyor. Bu yaz dizileri de yaz aşkları gibi demek ki. Bir yaz boyu sürecek.

Kalp Atışı, Ateşböceği, sevimli sempatik diziler. Dolunay ise biraz daha serin. Diğer yandan, yazlık Kore dizisi Bride of the Water God da yaza uygun sevimli ve en azından içinde su var. Bizim yazlık dizileri neden deniz kenarında çekmiyorlar ki?

19 Temmuz 2017 Çarşamba

KARUN VE ANARŞİST



İskender Pala

Kapı Yayıncılık

Karun ve Anarşist. Karun, zengin demek, Karun gibi zengin deriz. Yaşamış biri tarihte. Bu romandaki Karun ise yine Karun kadar zengin olan Lidya Kralı, Aslan Kral da denilen Krezus.

Anarşist de, 1970’lerin sonlarındaki anarşi dönemini anlatıyor. O dönemdeki birkaç anarşist gencin yaşamı. Bu romandaki o dönem de 1990’lara dek sürüyor. Yani, romanda iki dönem var. Lidya dönemi ve ülkemizdeki anarşi dönemi.

Bu iki dönem romanda birbirine bağlanıyor. İki dönemde de olayların birbirine benzediğini görüyoruz. İnsanlar benzer davalar ve çıkarlar peşinde. Krezus dönemindeki ilişkiler, hırslar, günümüzde de aynı.

Lidya dönemi Ege’de, özellikle Manisa’da, Uşak’da, günümüzdeki dönem ise özellikle Beyoğlu’nda geçiyor. Krezüs, Perslerin komutanı Keyhüsrev ile savaş halinde. Bu savaştan galip çıkmanın yollarını arıyor. Emrindeki insanlar ise kendi çıkarları peşinde ve aşk da var. 12 Eylül öncesi dönemde ise birkaç genç arkadaş, bir şekilde politikanın içinde. Bir yandan idealler, diğer yandan çıkarlar ve yine aşk. İki dönemi birbirine bağlayan ise Karun hazinesi.

Roman, tarihsel iki süreç içinde insanların payını gösteriyor bizlere. Bir dönem içinde yaşanan olayların ve bu olayların kahramanlarının birbirlerinin hayatları üzerinde nasıl etkili olduğunu anlatıyor.

Tarih sevenler için okunası roman.

Not:3/4

18 Temmuz 2017 Salı

BRIDE OF THE WATER GOD


Yeni başlayan Kore dizilerinden. Henüz dört beş bölüm oldu.

Romantik fantastik komedi. Dizi, The Legend of Blue Sea ile Goblin’e benziyor. Koreliler, eski efsanelerini çok seviyorlar herhalde. Melekler, Tanrılar ve çeşitli nedenlerden dünyaya inen çeşitli Tanrılar. Böyle söyleyince saçma ve komik geliyor.

Ancak bu yönü sadece fantastik, fantezi kısmı. Romantik ve komedi bölümleri ise çok tatlı. Oyuncular her zamanki gibi sevimli, şirin. Tanrıça rolünde ünlü şarkıcı, oyuncu Krystal var. Ünlü f(x) grubundan. Oyuncular, müzikler, konu, her zamanki gibi şirin.

Kuraklık başlar ve Su Tanrısının su getirebilmesi için bir insan gelin gerekmektedir. Su Tanrısı günümüze gelir ve insan gelin ile tanışır. Ama gelin,Tanrının Tanrılığını kabul etmez. Bu arada bir Tanrıça daha vardır çevrede. Bir de iş adamı. Tabii Tanrıya ve geline aşık olurlar. Ama o ikisi de birbirinden hoşlanırlar ama hoşlandıklarını da bilmezler.

Bu arada başka olaylar ve maceralar da olur. Yine ay ne tatlılar, kıyamazlar, canlarım modunda izlenen dizilerden. Koreliler insana iyi gelen diziler yapıyorlar.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

FİLM SEÇKİSİ 19



BEN ANNA

I, Anna, 2012, İngiltere

Sakin gelişen bir polisiye, bir kara film. Bir cinayet işlenir ve bir detektif soruşturma yaparken orta yaşlı ve çekici bir kadınla karşılaşır ve birbirlerine ilgi duyarlar. Oyuncular iyi. İzlenir. Not:3/4

KAPTAN FANTASTİK

Captain Fantastic, 2016, A.B.D.

Altı çocuklu bir aile doğada yaşamaktadır. Çocuklar okula gitmezler ama kültürlüdürler, insanlardan uzaktırlar. Anne ölünce baba çocuklarla birlikte şehire gitmek zorunda kalır. Şehir hayatına adapte olamazlar ama bazı çocuklar şehirde kalmak isterler. Ne yapacaklarına karar veremezler. İyi film. Not:3/4

KAYIP NİŞANLI

Un Long Dimanche de Fiançailles, 2004, Fransa

Nişanlı bir genç kadın nişanlısı Birinci Dünya Savaşına gidince ondan haber alamaz ve onu bulmak için peşine düşer. Oyuncular iyi. Tarih ve aşk filmlerini sevenlere. Not:3/4

MATILDA

Danny DeVito, 1996, A.B.D.

Roald Dahl’ın nefis kitabından uyarlama. Ufak bir kız ailesinden ilgi görmez ve okulda da müdürüyle geçinemez. Bir süre sonra olağandışı yeteneklerini olduğunu keşfeder ve müdürle uğraşır. Çok sevimli ve eğlenceli. Not:3/4

SING STREET

John Carney, 2016, İrlanda

1980’ler, Dublin. Genç bir oğlan aile ve okul problemleri ile uğraşmaktadır ve ağabeyi ile ilişkisi iyidir. Ağabeyi bir müzikseverdir. Oğlan, güzel bir kız görür ve onu etkilemek için grup kurar ve şarkı sözleri yazar. Bir diğer nefis müzik filmi The Commitments’ı akla getiriyor. Oyuncular, konu, film, her şey çok iyi. Müzik, gençlik, aşk filmlerini sevenlere. Not: 4/4

16 Temmuz 2017 Pazar

YAZ DİZİLERİ


DOLUNAY

Hoş, sevimli bir romantik komedi. Tam yaz dizisi.

Nazlı, gastronomi okuyan bir kız, aşçı olmak istiyor, şirin ve duygusal. Para kazanmak için bir iş adamının evinde aşçı olur. İş adamı Ferit, duygusuz duruşlu ve ciddidir.

Bu ikili iyi anlaşamaz ancak şehirde çeşitli tesadüflerle sürekli karşılaşırlar. Aralarında aşk olacağı belli. Yan olaylar da var ancak bu ikilinin ilişkileri dikkatle izleniyor. Bu tür dizilerde genelde iki baş oyuncu dışındaki karakterler diziyi doldurmak için oluyor. Örneğin, bu ikilinin karşılaşmaları dışındaki sahneleri insan hadi çabuk geçsin diye izliyor.

KALP ATIŞI

Romantik komedi dram diyebiliriz. Kore dizisinden uyarlama. Doctors adlı diziyi daha izleyemeden yerlisini izliyoruz.

Belki Kore dizisi olduğu için dizi çok masum, naif, çocuksu. Bu nedenle bana çok çekici geldi. İki başrol de çok tatlı ve saf duruşlu. İkisi de karakter olarak da sevimliler. Aralarındaki o hafif uzak uyum pek tatlı.

Eylül, annesine söz verdiği için doktor oluyor. Lisedeki öğretmeni de doktor ve o dönemde aralarında bir hoşlanma var ancak Eylül dışa kapalı zorlu bir karakter. İnsanlara yakın durmuyor. Öğretmeni ile yıllar sonra karşılaşıyorlar. Yine birbirlerine çok uzak ve fazla yakınlar.

Dizi hem ağlatıyor hem güldürüyor. Doktor Eylül üzülünce ağlıyoruz ve o ve öğretmeni doktor şirinlik yapınca gülüyoruz. Bu dizi en sevdiklerim arasına girdi bile. Anne, Kara Ekmek, Şubat, Kardeş Payı, Serçe Sarayı, Kördüğüm, Med Cezir, Huzur Sokağı gibi en sevdiklerim arasında artık Kalp Atışı da var.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

REZİLLER



Alper Çeker

Altıkırkbeş Yayınları

Reziller, son zamanlarda bizde de yaygınlaşmaya başlayan yer altı edebiyatı örneklerinden biri.

Yer altı edebiyatı, genelde toplumsal düzenin dışında yaşayan ve ekonomik olarak düşük gelirli insanların hayatlarını anlatan bir edebiyat türü. Yerüstü diyebileceğimiz normal sıradan insanların hayatlarının tersini anlatan bu tür aslında bir tepki. Kazananların aksine kaybedenlerin hayatı.

Romanın kahramanları Cengiz ve Çeper define avcılığı yaparken ellerine geçen değerli bir kitabı satmak isteyen iki kaybeden. Bu süreçte başlarından bir dolu olay geliyor. Amaçları büyük bir iş yapıp para kazanmak.

Sürükleyici, eğlenceli bir kitap. Mizah da çok yer ediyor. Yazarın dili esprili. Kahramanlar hayatın içinden ve okurken kahramanlara hem gülünüyor hem de acınıyor. Yer altı edebiyatının birçok örneğinde olduğu gibi okurken insana ilginç geliyor ve iyi ki benim başımdan geçmiyor diyor okur.

Türü sevenler için ilginç.

Not:2/4

KİRLİ PASLI BOZUK



Alican Ökmen

Ayrıntı Yayınları

Yeraltı edebiyatı türü bizde son yıllarda yazılmaya başlandı. Belki de Bukowski, Burroughs, Brautigan gibi yeraltıcılara alıştığımız için bizim yerli yer altı edebiyatı şimdilik değişik geliyor bize.

Bukowski gerçekten de yeraltından gelen bir yazar. Yer altı yazmak için sokakta torbacı olmak da gerekmiyor tabii. Ya da psikolojik haplar içmek. Veya mapusta adam şişlemek.

Alican Ökmen’in ilk romanı, keyifli bir cinayet romanı. Bir sürü kaybeden, tutunamayan ve peşlerindeki aynasızlar.

Romanda bir olay oluyor, ölümcül bir olay. Bu olayı bölüm bölüm başka kahramanların açısından okuyoruz. Her kahramanın açısı bize olay hakkında yeni bilgiler getiriyor.

Dili de eğlenceli, sürükleyici. Okuması hoş.

Not:2/4

BİZİ ÇAĞANOZ DİYE BİRİ ÖLDÜRDÜ


Bora Abdo

Doğan Kitap

Geçen yıl Sait Faik öykü ödülünü alan öykü kitabı.

Yazar bu öykü kitabını bir dörtlemenin ilk kitabı olarak düşünmüş. İkinci kitap olarak da bir roman gelecekmiş.

Öyküler, Büyükada’da geçiyor ve oldukça değişik ve karmaşık. Kahramanlar tuhaf. Kirkor ve Çağanoz adlı iki kahramana sık sık rastlıyoruz. Öyküler karanlık ve ölümle ilgili.

Parçacıklar halinde öyküler ve hep birlikte bir bütün oluşturmuyor. Anlaşılması çok güç. Kısmen anlaşılabilen öyküler. Öyküler zor ancak yazarın sözcükleri etkileyici. Seçtiği edebi sözcükler iyi ancak bir araya gelince içinden çıkılması güç paragraflar oluşmuş.

Ancak kitapta hoş iki buluş var. Birinde, öykü kahramanı, yazarın gerçek yaşamdaki oğluyla konuşuyor ve söyle ona beni öldürmesin diyor. Diğeri de, öykülerdeki olumsuz bölümler, cümleler, kahramanlar söylemek istemedikleri için gittikçe küçülen harflerle yazılmış.

İyi veya kötü diyemeyeceğimiz ancak okuma keyfi vermeyen dağınık bir öykü kitabı. Yazarın edebiyattan anladığı elbette belli. Ancak, edebi sözcükler akıcı bir tarzda değil.

Not:2/4

13 Temmuz 2017 Perşembe

MÜZİK LİSTESİ


Selda Bağcan-Dünyanın Bütün Çiçeklerini Getirin Bana
Kimbra-Withdraw
Buray-Mecnun
Coolio-Gangsta's Paradise
Mariah Carey-Fantasy
Depeche Mode-Going Backwards
Tarkan-Yolla
Elif Nun-Selanik Türküsü
Elif Nun-Tuana
Ahraz-Bahçada Yeşil Çınar
Ahraz-Ayletme Beni
Ali Kiraz-Ah Bir Ateş Ver
Zara-Eklemedir Koca Konak
Deeperise-Raf (ft. Jabbar)
Damien Rice-Cheers Darling
Yasmin Levy-Mal de l'amor
Yıldız Tilbe-Aşk Yok Olmaktır
Elfen Lied-Lilium
Mehmet Güreli-Kimse Bilmez
Anna Blue-Silent Scream

12 Temmuz 2017 Çarşamba

SICAK


Babam benle dalga geçer kızım için tek yol vardır o da otoban yolu düz mantık düz zeka çocuk zekası der. Bir yere varabilmek için köylere gire çıka, şehirler içinden geçerekten de gidilir der bana.

Yani hayatta çareler tükenmez demek istiyor. Düz mantık ve ruhsal değişkenlik. Tipik özelliklerim. Sınır zaman düzen benlik değil ama her şeyi zamanında yetiştirmeye çok özen gösteririm. Renkli bir kişilik değilim ama insanlarla çok konuşurum ama yabancılık hissinden kurtulmak bazen yıllarımı alır. Sevdiğim şeyler dışında hiçbir şey için riske girmem. Yumuşak biriyim ama sakin değilim. Saygıya sevgiye önem veririm ama yalanı hiç affetmem mesela.

Yolculuk severim en çok. Keşke her zaman havaalanınlarında ve otellerde geçse hayatım. Check in kuyruğunda sohbet etsem insanlarla. Pasaport kontrolden geçerken annemi arasam, anne benim çiçekleri sulayıver, pancurları kapatıver, acele çıktım evden de. Temizlikçi çağır anne, ay anne espirik yapmasana, mafya temizlikçisi değil tabii, ay anne cinayet sonrası temizlik değil, evde kimseyi öldürmedim, deterjan sadece ev temizliği için, kan için değil anne. Öldürsem öldürsem o iri hamamböcekleri var ya onları öldürürdüm, ne korkunç onlar yaa.

Ay annem neşelidir, hep takılır bana. Geçen birlikte dönerciye gittik, oturduk. Doluydu içerisi. İki adam geldi, yer bulamadılar, gelip bizim masaya oturdular, kibardılar. Adamlardan biri, bugün bize yemeğimizi bu güzel genç bayan ısmarlıyacak dediler. Ben dicektim bende harçlık nerdeee, annem ödesin. Annem daha ben ağzımı açmadan atıldı. Teşekkür ederim iltifatınız için, o sizin güzel gören gözleriniz dedi, güldü. Yani, ilfitatı bana değil de ona etmişler gibi davrandı. Adamlar o zaman biz ödüycez dediler. Çıkışta da baktık, yiyip giderlerken ödemişler gerçekten de.

Ay geceleri sıcaktan uyunmuyor yaa, limonataya taze nane koyuyorum güzel oluyor, gece geç uyuyabiliyorum, saata bakmıyorum ama geç işte belli, vampir gibi oldum, en iyisi limonata içine insan kanı ekleyip içeyim, bir ölçek. Ama kan içmeyen vampirlerdeniz biz. Domates suyu içiyoruz.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

TECAHÜL-İ ARİF


Tecahül-i Arif, Arif adlı down sendromlu bir çocuğun hayatını anlatan bir kısa film.

Geçen yılın yapımı olan filmi daha yeni keşfettim. Birkaç uluslar arası festivalde ödül kazanmış. Başrolde de down sendromlu bir çocuk oynuyor. Birçok ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu da var.

Arif, bir mahallede annesi ile yaşıyor. Mahalle insanları ile de arası iyi.  Herkesle iyi geçiniyor, herkes onu seviyor. 12 dakikalık film gerçekten de başarılı ve insancıl. Duygusal da aynı zamanda.

Arif bir yandan yaşarken diğer yandan da dans öğrenmek istiyor. Film, duygu sömürüsüne kaçmadan bize hayatın bir gerçeğini gösteriyor.

Çok dikkat çekmemiş bu filmi bence herkes izlesin.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

PUSOVA



Galip Dursun

İthaki Yayınları

Pusova, bizde pek yazılmayan türden öyküler içeriyor. Korku, bilimkurgu, fantastik edebiyat bizde yazılmıyor, okuru da çok yok.

Kültürümüzle ilgili herhalde. Bu türler genelde çok gelişmiş ülkelerde yazılıyor. Yazarlar, kendi ülkelerinin geçmişten gelen efsaneleri ile günümüzün bilimini, teknolojisini birleştirip tuhaf öyküler yazıyorlar. Gerçeklerle kurguyu birleştirip. Örneğin, Stephen King.

Bizim ülkemizde de aslında bir korku kültürü var. Dilden dile dolaşan söylenceler bunlar. Cinler, periler, muskalar, büyüler gibi. Fantastik edebiyata ise çok uygun değil gibiyiz. Halbuki, bizim taşradan veya İstanbul’dan iyi fantazya çıkar. Belki de, hayatımız öyle fantastik ki bunu yazmaya gerek duymuyoruz.

Bilim kurgu ise zor elbette bizde. Bilim zayıf, nesini kurgulayacağız. Yazılanlar gerçek yaşama uygun olmaz. Belki de bu türleri yazmak için önce bizim toplum iyice bir gelişmeli.

Pusova ise bir tür korku, bilimkurgu ve fantastik öyküler kitabı. İçimizden gündelik yaşamlarla korkuyu birleştirmiş. Yani Anadolu türü korku öyküleri olmuş. Bu yönden iyi bir fikir.

Hayaletler, şeytan, tuhaf inanışlar, kabuslar, gelecek, geçmiş, öykülere malzeme olmuş.

Bizde de artık bir yer altı edebiyatı oluşuyor yavaş yavaş. Bu kitapta da tekin olmayan öyküler var.

Not:2/4

YATAĞIMDAKİ YABANCI



Sinan Akyüz

Alfa Yayınları

Evli bir çift bir gece konuşmaya başlarlar, geçmişlerini anlatırlar birbirlerine. Dürüst olma sözü verirler. Evliliklerinden önceki hayatlarını anlatacaklardır.

Anlattıkça ikisi de birbirini tanımadığını anlarlar. Birbirlerine yabancı gibidirler. İkisinin de geçmişi tahmin ettikleri gibi değildir. O gece içinde birbirlerinin geçmişini kıskanmaya başlarlar.

Hafif bir roman. Fotoroman gibi. Çok basit bir dille yazılmış. Konu yetişkin konusu ama dil çocuk dili gibi. Çiftin anlattıkları dehşet verici olması gerekirken komik geliyor insana. Anlatılanlar da hiç inandırıcı değil.

Bu konuda iyi bir roman var ama. Bekir Yıldız’ın Halkalı Köle’si. O romanda da bir çift birbirlerine gerçekleri söylemeye başlıyorlar. Etkileyici ve gerçeğe yakın itiraflar hepsi. Ancak, bu romanda anlatılanlar bizdeki ucuz gazetelerdeki Güzin Abla benzeri köşelerdeki saçma itiraflara benziyor.

Ayrıca, çiftlerin birbirlerine evliliklerinin bilmem kaçıncı yılında birden dürüst olma sözü vermesi de komik. Çiftler zaten dürüst olmalı.

Sıkıcı olduğu için okuması güç, hiç ilerlemiyor kitap.

Not:1/4

6 Temmuz 2017 Perşembe

DOLMA




Telde yemek programı var her derde deva. Rüya tabirlerinin yanında. Bir dolma yapayım dedim. İçlerini doldururken eskilere gittim. Bu arada dalgınlıktan burnumu kapıya da vurdum. Az acıdı, kendime de güldüm. Oluyor böyle arada. Zıplayarak yataktan kalkarken bu burun neler atlatmadı ki.

Bahçemiz vardı. Yokuşu vardı. Benim de küçük mavi bir bisikletim. Öyle onsekiz yirmi vites filan değil. Yokuştan aşağı inerken fren tutmadı, sert bir şekilde çarptım direğe, ben yerde, bisikletim üstünde, çenemi de vurmuştum, sonra o bisikleti bir tanıdığa verdim, o kızın da kardeşi kıskanmış, parçalamış bisikleti. Kalp kalbe karşı oldu yani bisikletimle, intikamım alındı. Direk de kalın ışıkların tahta renginde direği olur ya ondandı.

İnerken ayakları yere koyuyorum olmuyor işe yaramıyor, son gaz aşağı, bir hızlı gitti, ama saniye yani. O yokuştan bir kere daha böyle fren tutmadan indim. Çok hızlı indi. Aşağıda bir park vardı. Oraya uçarım diye hesapladım. Yokuş bitince bisikleti bir anda sola çevirdim ve o anda durdu. Hızlı çevirince öyle oldu herhalde. Bir de babaannemin yanındayken, onyedi onsekiz yaşında falan varım, elektrik direkleri olur ya gri renkte, böyle yürüyorken o direğe bir vurdum ama fena döndüm beynim sarsıldı sanki. Çocukken de düşerdim, annem öyle diyor.

Çocukken hep yerlere bakarak yürürdüm. Annemse bana mıymıntı der. Her şeyi yavaş yapıyor muşum. Hızlı yapınca düşüyorum çarpıyorum ondan yavaşım sanırım.

Dolma bitti. Pişerken dondurma mı yesem. Sade ve kakaolu aldım ama sadesini yiyorum önce onu seviyom. Kakaoludan çok beyaz sütlü tatlı severim. Annem süt reçeli almış. Sütü birkaç kez kaynatıp içine sakız atıyorlarmış. Ama bir de Bağdat tatlısı var. Teldeki yemek programına bakayım, yarın ne pişirsem. Şarjım da yüzde beş olmuş. Dolma pişerken biraz şarja takayım. Ah aklıma geldi yine, bir kez de bisikletle giderken sokakta karşıdan araba geliyordu, korkudan elim dolaştı, freni unuttum, gittim kaldırıma çarpıp durabildim.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

İYİ YAZMAK ÜZERİNE


William Zinsser

Altıkırkbeş Yayın

Aynı yayınevinden daha önce Yaratıcı Yazarlık Teknikleri adlı kitabı okumuştuk. Şimdi de İyi Yazmak Üzerine. Bu kitapta şiir yazımı yok sadece düzyazı yöntemleri var.

Bu kitap bir el kitabı, başvuru kitabı, yaklaşık 30 yıldır çok okunan bir kitap. Klasik bir yol kitabı. Atölyelerde, kurslarda kullanılan kitaplardan. Çok öğrenci yetiştiren, çok yazar yetiştiren bir kitap diyebiliriz.

Yazarı da bir dil profesörü. Kitap sade dille yazılmış, zaten sade ve basit dili savunuyor. Edebiyattan örneklerle yöntemlerini açıklıyor. Elbette hocanın kendi fikri ve yöntemleri. Ancak yılların deneyimi ve onca öğrenci ile çalışınca gerçekten de süzülmüş yöntemler bulmuş hocamız.

Yazar, önce ilkeler ve metotları anlatıyor. Basitlik gibi. Bütünlük gibi. Akıcılık gibi. Ancak her akıcı yazan da iyi yazmıyor elbette. Yazar, yazmanın hiç de eğlenceli olmadığını ve yalnızlıktan beslendiğini söylüyor. İnsan bu noktada, Virginia Woolf’u düşünüyor ister istemez. Zengin bir kadın ve ona iyi bakan bir eş. Ama o evde, sürekli, yazamıyorum diye dolaşıyor ve yazıyor, yazılarını da eşi yayınlıyor. Oh ne rahat. Ama Woolf hep bunalımda.

Yazar diyor ki, aklı dağınık olanın yazdığı da dağınık olur. Bunu neden yazıyorum diye sormalıyız. Herkes daima kendisi için yazar. Yazdıklarınız güçlü değil basit olsun diyor. Okuyanları üzmek için yazmıyoruz sonuçta.

Yazar daha sonra da çeşitli yazı türlerinde yöntemler, tüyolar veriyor. Edebi tür, nesir, röportaj, gezi yazısı, anı, bilimsel, iş, spor, sanat, mizah gibi türlerde yazma kurallarını açıklıyor. Son bölümde ise yazmaya karşı ve yazarken takındığımız tutumları gösteriyor.

Yazmayı ve okumayı sevenler için faydalı.

Not:3/4

4 Temmuz 2017 Salı

CEHENNEM DERESİ



Gülsen Varol

Yazarın daha önce de Albümdekiler adlı romanını okumuştuk. O romanında bir ailenin birkaç şehirde yaşanmış birkaç kuşaklık hikayesini anlatmıştı bizlere. Su gibi akıp giden duygusal bir romandı.

Bu kez daha dar bir çevrede geçiyor konu. Birkaç kişi. Yine birkaç şehir. Karadenizde, Güneydoğuda, Antalya’da, Norveç’de yaşanıyor bu kitapta olaylar. Bir ailenin başından geçenler ve yine duygusal bir roman.

Yazar, dramatik dünya yaratmayı ve bir hikaye anlatmayı iyi biliyor. Ercan ve Nihan aşkıyla başlıyor roman. Şanssızlıklar geliyor başlarına. Ercan’ın babası Erhan da oğluna üzülüyor. Bu olayların ardından birçok iyi ve kötü tesadüf geliyor başlarına. Nihan, Erhan, Nihan’ın iş arkadaşı Aysel, Ercan’ın oğlu Emir ana karakterler.

Hayatın kendisi gibi üzücü olaylar da mutlu olaylar da yaşanıyor. Neşelenerek, hüzünlenerek okuyoruz romanı. Albümdekiler gibi yine akıp gidiyor, sürükleyici. Ay hadi mutlu olsunlar diye diye kitabın sonu geliyor. Türk filmi gibi biraz da, tam bizden bir hikaye yani.

Şiir kitapları da olan yazarın yeni romanlarını bekliyoruz. Öykü, deneme de olabilir.

Not:3/4

Sevgili Gülsen abla yıllardır blog arkadaşımız. Adresi de:

http://albumdekiler.blogspot.com.tr/

3 Temmuz 2017 Pazartesi

YAZ DÜŞÜ


Çok sıcak. Şehirde yaz geçirmek zor. Şehirde nefes almak zaten kışın bile zor. İnsanın canı doğa, deniz, dağ, orman çekiyor.

Köy evinde olsak şimdi. Bütün pencereler açık olsa. Yemeği terasta yesek. Doğal yemekler. Tarhana, içine börülce atılmış. Rodos fasulyesi. Kızartma, cacık. Üstüne de çay. Terasta soğuk su olsa. Geceleri de orada uyusak. Güzel incirler yesek.

Köy iki dağ arasında olsa. Kurtuluş Savaşının olduğu bölgeler. Mesela Nazilli. Eski zamanlarda, şehrin içinden tren geçermiş. Çok yavaş gidermiş. Yavaş olduğu için gıdı gıdı treni derlermiş. Tren hep belli saatlerde geçermiş. Okullardaki öğrenciler saatlerini trenin düdüğüne göre ayarlarmış.

Yeşillikler içinde köyler. Trafik yok. Arapapıştı kanyonuna gidersin. Su kenarı. Piknik yapılır, mangal yapılır. Suya girersin. Ayaklarını sokmak iyi gelir. Kanyondan taş da toplarsın. Çünkü akan sudan alınan taş her zaman olumlu enerji verir insana.

İnsanlar farklı şive ile konuşur. Daha samimidirler. Sevgi sözcüklerini bile sert sözcüklerle söylerler. Evlerde Yasin vardır, var ya bir yeşil kitap, üstünde altın renginde yukarıdan aşağıya bir şerit vardır.

Akşam da hala çalışmakta olan eski radyoyu dinlesek. Filibiz marka.

2 Temmuz 2017 Pazar

BAYAN PEREGRINE'NİN TUHAF ÇOCUKLARI



Ransom Riggs

İthaki Yayıncılık

Hoş bir masal. Eğlenceli ve meraklı bir çocuk romanı.

Maceralı, komik, biraz karanlık, tuhaflıkları olan ama sevimli bir macera. Devamı hemen gelsin de Jacob ile Emma’nın serüvenlerine devam edelim. Hortlaklar ve canavarlarla nasıl baş ettiklerini ve yaptıkları yolculukları görelim.

Jacop, küçük bir çocuk ve ilginç bir dedesi var. Ona tuhaf hikayeler anlatıyor, olmayacak olaylar, gerçekmiş gibi. Jacob biraz büyüyünce artık masallara inanmıyor ama dedesi ölüyor ve ona o anlattığı tuhaf masalların peşinden gitmesini söylüyor, ölürken.

Jacob da dedesinin geçmişinin peşine düşüyor ve inanılmayacak kadar tuhaf bir masalın içine düşüyor. Jacob’un sıkıcı hayatı artık son buluyor. O da artık bir kahraman olma yolunda.

Mutluluk veren bir çocuk masalı. Seviml, sürükleyici. Küçükler de büyükler de okuyabilir. Romandaki fotolar da çok ilginç ve komik.

Tam bir ideal yaz okuması.

Not:3/4

HERKES ÖLÜR


Lawrence Block

Lawrence Block, günümüzün yaşayan en iyi polisiye roman yazarı.

Çok sayıda romanı olan yazarın birçok da roman kahramanı var. Ancak, bunlardan ikisi ünlü. Bernie Rhodenbarr, gündüzleri sahaflık yapıyor, akşamları ise hırsızlık. Gündüzleri kitaplarla sakin geçiyor, akşamları ise heyecanlı.

Diğeri de polis eskisi Matthew Scudder. Yaşadığı olaylar nedeniyle polisliği bırakıp özel detektifliğe geçiyor. Bernie’ye oranla daha sert bir kahraman.

Yazar, Bernie ve Matt karakterlerinin kahraman olduğu çok sayıda roman yazdı. Bu romanları Oğlak Yayınları yayınlıyor.

İki seri de iyi polisiye. Sürekli de okuyunca kahramanlar mahalleden tanıdık gibi geliyor insana. Polisiye olsa da ince mizah da var.

Herkes Ölür’de Matt yasadışı bir arkadaşına yardım ediyor. Arkadaşının adamları öldürülüyor, yerleri basılıyor. Yasadışı arkadaşı Mick de bizim Matt’ı kiralıyor olayı çözsün diye.

Lawrence Block, sakın kaçırmayın. Serileri ilk kitaptan başlayarak okuyun.

Not:3/4

1 Temmuz 2017 Cumartesi

YARATICI YAZARLIK TEKNİKLERİ



Altıkırkbeş Yayınları

Kitap, yazmayı sevenler için geçmişten bugüne ilgili çeşitli teknikleri anlatıyor.

Öncelikle, kendiliğinden ve çabasız gerçekleşen yazma eyleminin her zaman için daha değerli olduğunu söylüyor. Yazmayı öğretmiyor haliyle kitap.

Yazmakla ilgili çeşitli açılar sunuyor. Alıştırmalar. Yazarların görüşlerini de toplamış bir yandan. Yazmak istiyoruz diyelim ve ne yazacağımızı bilmiyoruz veya nasıl yazacağımızı. Bu noktada pratik alıştırmalar var.

Örneğin, herhangi bir paragraf yazıp, bu paragraftaki birçok sözcüğü rastgele silmek, tesadüfi. Kalan sözcüklerle yeni bir paragraf yazmak. Bir ilaç prospektüsünü elimize almak ve gördüğümüz sözcüklerle bir şiir yazmak.

Bir gazetenin sayfasını dörde kesmek, parçaları farklı birleştirmek ve okuduklarımızla bir hikaye yazmak. Veya bir derginin bir sayfasını ikiye kesmek ve tersten yapıştırmak. Google’ı açmak ve rastgele sözcüklerle bir şiir yazmak.

Bunları neden yapıyoruz? Yeni dil oluşturmak, kafamızdakileri bırakıp yeni sözcüklerle daha önce yazmadığımız yazılar yazmak için. Veya tıkandık, yol açmak için. Elimiz alışsın tamamen farklı sözcüklerle yazmaya diye.

Yazmayı sevenlerin oynayacağı oyunlar yani.

Not:3/4